Günlük yaşantımızda gün içerisinde birçok duygu hissederiz. Uygun bir ortam bulduğumuzda duygularımızı ifade etmeye çalışırız. Bir yetişkin olarak bizler; ‘Bugün çok gerginim’, ‘Endişeliyim’, ‘Heyecanlıyım’ , ‘Stresliyim’, ‘Kendimi güvende hissetmiyorum, çok tedirginim’, ‘ Bana şefkat gösterir misin’, ‘Lütfen benimle ilgilenir misin, sana ihtiyacım var’, ‘Çok kıskandım’, ‘Bugün keyfim yerinde değil’, ‘Beni terk etmenden korkuyorum’ gibi cümleler kurabiliriz. Yetişkinlerin dil becerileri bu cümleleri kurmaya elverişlidir. Fakat yine de, duyguların ifadesi için sadece dil becerisi yeterli değildir. Ek olarak, hissedilen duygulara ilişkin farkındalığın da olması gerekir.
Bir yetişkin yaşadığı olaylar üzerine ‘Ben ne hissediyorum’ sorusuna cevap arayarak duygularına ilişkin farkındalığını geliştirebilir. Dolayısıyla yetişkinlikler dil becerileri, zihinsel gelişimler, ve duygu farkındalıkları itibariyle yaşadıkları duygularla kendi başlarına baş edebilme özelliğine sahiptir. Fakat bir çocuk için bu mümkün değildir. Çünkü çocuklar için bu durum, yaşları ve gelişimleriyle doğru orantılı olarak yani büyüdükçe ancak mümkün haline gelir.
Çocuklar büyüdükçe duyguları tanımaya, kendi duygularını ve başkalarının duygularını fark etmeye başlar. Fakat yine de bir çocuk için, yaşadığı duygunun zorluğunu hissetse bile, bu duygunun ne olduğunu ve neden olduğunu tam olarak anlamlandırmak ve bunu sakince sözel olarak ifade etmek oldukça zordur.
Çünkü duygusal gelişim, bebeklikten yaşlılığa kadar devam eden karmaşık bir süreçtir. Bu sebeple henüz duygusal gelişimi tamamlanmamış bir çocuk, ‘seni özledim anne’ demek yerine annesinin kendisiyle ilgilenmesi için oyuncaklarını dağıtabilir. Yani çocuklar çoğunlukla ailesi tarafından kabul edilmeyen olumsuz davranışlar sergileyerek hissettiği duygunun zorluğunu gösterir. Bunu, en hızlı şekilde fark edilmek için yaparlar. Ebeveynler tarafından ‘zor’ olarak adlandırılan davranışların altında ‘Beni gör, beni fark et. Ben zorlanıyorum.’ ifadesi vardır.
Dolayısıyla, aslında çocuklar ebeveynlerini kızdırmak için inadına, bilerek ve kasıtlı olarak onları zorlayıcı davranmazlar. Bu davranışlarının altında mutlaka bir sebep, bir ihtiyaç vardır. Çünkü çocuklar, zor duygularını konuşarak ifade edemezler. Zor duygularını, zor davranışlarla gösterirler.
Böyle durumlarla ebeveynlerin, bu davranışları kendilerine yönelik inat ya da kasıt olarak algılamak yerine, onlara kızmak, ceza vermek yerine onları anlamaya çalışmaları gerekir. Bu durumlar, krizi fırsata çevirmek için bir fırsattır. Zor anlarda çocuklara sarılmak en sağlıklı yoldur. ‘Biliyorum, şuan zorlanıyorsun. Biliyorum desteğe ihtiyacın var. Biliyorum beni özledin. Biliyorum canın sıkkın. Ben buradayım.’ gibi cümleler kurarak onlara sarılmanız çocukları rahatlatacaktır. Elbette bunun için öncelikle sizin sakin olmanız oldukça önemlidir. Çünkü çocuklar, olaylara ve duygulara nasıl karşılık vereceklerini, ebeveynlerinin onlara karşı gösterdiği yaklaşım üzerinden öğrenirler. Şefkatli bir yaklaşım, sizin yanınızda baskı altında hissetmeden, duygusunu göstermesi için bir fırsat oluşturacaktır.
Ebeveynler, duyguları öğretme konusunda çocuklara model olmalıdır. Çünkü duygularımız hayatımızın bir parçasıdır. Hepsinin bir anlamı vardır ve hissedilmesi çok normaldir.

- Psikolog Kübra Kaya Şengül
Fakat hissedilen duygulardan bahsetmek bir yetişkin için bile zorken, bir çocuk için uygun rol model olmadığında imkansızdır. Bu sebeple çocuklar, gün içinde yaşanılan duyguların ebeveynleri tarafından dile getirilmesine ve ifade edilmesine ihtiyaç duyarlar. ‘Çok yoruldum bugün enerjim yok. Bugün iş yerinde bir arkadaşımla tartıştım, üzgünüm. Bugün yapmak istemediğim bir görev verildi, kızgınım. Yarın çok önemli bir toplantım var, endişeliyim.’ gibi cümlelerle kendi hayatınızdan örnekler vererek, çocuğunuzun duyguları tanımasını ve bunları ifade etmesini kolaylaştırabilirsiniz.
Ebeveynlerin, duyguları yansıtma konusunda çocuklara doğru rol model olması, sağlıklı duygusal gelişim için oldukça önemlidir. Çünkü bir ebeveyn öfkesini, heyecanını, mutluluğunu, kaygısını nasıl gösteriyorsa çocuk da öyle öğrenir. Dolayısıyla bir ebeveynin eğer çocuğuna bir şey öğretmek istiyorsa öncelikle bunu kendi hayatında uygulayabiliyor olması gerekir.